Yazar
Dönmez, Seda
Basım Tarihi
2024-08-30T13:36:16Z
Konu
Mekan (Mimarlık), Yer eki, Hastane mimarisi, İç mimari., Mimarlık
Tür
Belge
Dil
İngilizce
Dijital
Evet
Yazma
Hayır
Kütüphane
Özyeğin Üniversitesi
Kayıt Numarası
24baccc4-1b97-408b-a934-b1f6c749e815
Lokasyon
Mimarlık Bölümü
Tarih
2024-08-30T13:36:16Z
Örnek Metin
Tez, yatış odasının iç mimarisini değiştirme niyeti, mekana bağlanma eğilimi ile bağlantılı olan çocuklar için, sağlık kurumlarındaki yataklı odaları, mekana bağlanma bağlamında incelemektedir. Araştırmanın amacı, çocukların gerçekte yattıkları yataklı odalarda mekan bağlanma biçimlerini ve yatmak istedikleri yataklı tedavi odalarının bilişsel haritalarını, araştırmanın metodolojisinde açıklanan kategoriler aracılığıyla belirlemektir. Araştırma dört hipotez üzerinden yürütülmektedir. Bu araştırmada, (1) 'öz kimlik', 'mahremiyet', 'sosyal bağlılık' ve 'teknolojik eğilim' gibi mekana bağlılık biçimlerinin sıklığının, çocukların yatarak tedavi odalarında işgal edilen fiili durum açısından 'cinsiyet' ile ilişkili olduğu varsayılmaktadır. (2) 'öz kimlik', 'mahremiyet', 'sosyal bağlılık' ve 'teknolojik eğilim' gibi mekana bağlılık biçimlerinin sıklığı, çocukların yatılı hasta odalarında işgal edilen fiili durum için 'yaş aralığı' ile ilişkilidir. (3) 'öz kimlik', 'mahremiyet', 'sosyal bağlılık' ve 'teknolojik eğilim' gibi mekana bağlılık biçimlerinin sıklığı, çocukların yatılı hasta odalarının hayali durumu için 'cinsiyet' ile ilişkilidir. (4) 'öz kimlik', 'mahremiyet', 'sosyal bağlılık' ve 'teknolojik eğilim' gibi mekana bağlılık biçimlerinin sıklığı, çocukların yatılı hasta odalarının hayal edilen durumu için 'yaş aralığı' ile ilişkilidir. Örneklemde örneklem grubu İstanbul'da bulunan bir hastanenin yataklı odalarında beş günden fazla kalan 7-14 yaş arası çocuklardan seçilmiştir. Örnek olay çalışması çerçevesinde öncelikle yatan hasta çocukların yataklı odalarında kaldıkları süre boyunca mekana bağlanma sıklıkları ve çocukların cinsiyet ve yaş aralığına göre mekana bağlanma biçimleri (Meşgul Olunan Fiili Durum) ortaya çıkarılmıştır. İkinci olarak çocuklardan hastanede kaldıkları süre boyunca tedavileri süresince kalmak istedikleri yatak odasını çizmeleri istenir (Hayali Durum). Her iki durum için de yere bağlanma biçimleri, çocukların (1) öz kimliklerine, (2) mahremiyet ihtiyacından, (3) sosyal yakınlaşmanın geliştirilmesinden (Chawla, 1992) kaynaklanan ve (4) durum çalışması sırasında yapılan gözlemlerden ve bilişsel haritalardan elde edilen veriler doğrultusunda araştırma kapsamına eklenen teknolojik eğilime bağlı olarak ortaya çıkan dört farklı mekansal eğilimine göre sınıflandırılmıştır. Bağımsız ve bağımlı değişkenler arasındaki olası korelasyonları bulmak için her iki aşama da T testinin parametrik olmayan versiyonu olan Mann-Whitney U Testleri aracılığıyla SPSS'de analiz edilir. Birinci aşamanın (meşgul olunan fiili durum) sonuçlarına göre, öz-kimlik kipliğine yönelik yer bağlılığı öğelerinin en çok kadın katılımcıların ve 7-11 yaş katılımcıların ağırlıklı olduğu çocukların yatarak tedavi odalarında gözlendiği görülmektedir. Sosyal aidiyetin yere bağlanma yöntemine ilişkin tüm maddeler, teknolojik eğilimin yere bağlanma yöntemi sıklığı 12-14 yaş grubundaki katılımcılardan daha fazla olan 7-11 yaş arası katılımcılar tarafından yürütülmektedir. Cinsiyet ve yere bağlanma biçimlerinin frekansları arasındaki korelasyon sonuçlarına bakıldığında değişkenler arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı ortaya çıkmıştır. Katılımcının yaş aralığı ve yere bağlanma modalitelerinin frekanslarına ilişkin korelasyon sonuçlarından, teknolojik eğilim olan yere bağlanma modalitesinin 'neredeyse anlamlı' olarak yorumlanabilecek maddeleri dışında değişkenler arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu sonuca göre 12-14 yaş arası çocukların 7-11 yaş arası çocuklara göre teknolojik eğilim öğelerini daha fazla kullandıkları çıkarımı yapılabilir. İkinci aşamanın (hayal edilen durum) sonuçlarına göre sosyal aidiyetin mekâna bağlılık biçimi en çok çocukların resimlerinde görülmektedir. Ayrıca öz kimlik ve mahremiyete ilişkin mekan bağlılığı biçimlerinin frekansları her iki cinsiyet için de benzerdir. Teknolojik eğilim olan yere bağlanma yöntemine ilişkin maddelerin sıklığında erkek katılımcıların belirgin bir hakimiyeti bulunmaktadır. Mahremiyet ve teknolojik eğilime ilişkin mekana bağlanma biçimlerine ilişkin çizilen maddelerin frekansları, 7-11 yaş aralığına göre 12-14 yaş aralığında gözlemlenebilmektedir. Katılımcının cinsiyeti ve yere bağlanma biçimlerinin sıklıkları sonuçlarına bakıldığında, hayal edilen durum için değişkenler arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca katılımcıların yaş aralıkları ile yere bağlanma biçimlerinin sıklığı arasındaki korelasyonlar sonucunda, hayal edilen durum için değişkenler arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı ortaya çıkmıştır. Gelecekte yapılacak çalışmalara bakıldığında, bu araştırmadan elde edilen sonuçlar, çocukların cinsiyet ve yaş aralığına bağlı olarak mekana bağlanma ihtiyaçlarına olası fırsatlar sunabilecek yataklı oda iç tasarımının esnekliğinin artırılabileceğini göstermiştir. Çocuğun öz kimlik ihtiyacının, mahremiyetinin, sosyal yakınlığının ve teknolojik eğiliminin içeriğine bağlı olan bu esneklikle, çocuklara yataklı oda ortamlarının kişiselleştirilmesine yönelik fırsatlar sunulabilmektedir. Bu durum, yataklı hasta odalarının iç mekanlarının daha çocuk merkezli bir yaklaşımla tasarlanmasına yol açabilir. Bu tezin amacı, çocukların kullandığı gerçek durumdaki yatan hasta tedavisi ve tedavi görmek isteyen hasta odalarına yönelik hazırladıkları tedavi yöntemleri haritalarındaki mekansal bağlılık şekillerini, metodolojide açıklandığı şekliyle yöntemleriktir. Tez dört teorik olarak ortaya çıktı. Bu tezde varsayım olarak varsayılmaktadır ki: (1) yatan hasta odalarının kullanılan mevcut, mekansal bağlantı durumları olan 'öz kimlik', 'mahremiyet, 'sosyal bağlantı' ve 'teknolojik fırsatlar' in performansları, çocukların cinsiyeti ile bağlantılarıdır, (2) yatan hasta odalarının kullanıldığı mevcut durumda, mekansal bağlantı durumları olan 'öz kimlik', 'mahremiyet, 'sosyal bağlantı' ve 'teknolojik değişim' in kapasitesi, yaş aralığı ile desteklenir, (3) yatan hasta odalarının hayal edilen, mekansal 'öz kimlik', 'mahremiyet, 'sosyal bağlanma' ve 'teknolojik hız' in performansları, çocukların cinsiyeti ile bağlantılıdır, (4) yatan hasta odalarının hayal edilen durumunda, mekansal bağlanma durumları olan 'öz kimlik', 'mahremiyet, 'sosyal bağlantı' ve 'teknolojik' sakatlıklarda, yaş aralığı ile bağlanır. Alan çalışması kapsamında, İstanbul'daki özel hastanenin hasta olduğu günden beş fazla kalan, 7-14 yaş arasındaki çocukların grubu olarak seçilmiştir. Bu alan çalışmasının çerçevesinde, öncelikle hasta kalan kişinin odada kaldığı süre boyunca Vücudundaki mekanik bağlantı sıklıkları ve mekansal bağlantı biçimleri, çocukların cinsiyeti ve yaş aralığına göre ortaya çıkarılmıştır (Kullanılan Mevcut Durum). İkinci olarak, çocuklardan tedavi boyunca indirimler arzu edecekleri yatan hasta odasını çizmeleri istenmiştir (Hayal Edilen Durum). Her iki durum için de, mekansal bağlantılarda, ortaya çıkma bağlı olduğu dörk farklı mekansal bölgeye göre kategorize edilmiştir (1) öz kimlik, (2) mahremiyet ihtiyaçlarıyla ortaya çıkan, (3) ve araştırma sırasındaki gözlem ve tedavi haritalarından elde edilen sosyal kapsama olanaklarına göre (4) Her iki faz, bağımsız ve bağımsız değişkenler arasındaki olası görünümleri bulabilmek için T-testinin parametrik olmayan versiyonu olan Mann-Whitnet U Tests ile SPSS'te analiz edilmiştir. İlk aşamanın (kullanılan mevcut durum) sonuçları, öz kimlik bilgileri içeren çocuk sayıları ve sıklıkla görülen mekansal dağılım şekli olarak, kız ayarları ve 7-12 yaş aralığındaki koltukların baskısı aralığında gözlemlenmiştir. Ortaya konulan mekansal bağlantı şekli olan sosyal bağlantı parçalarının tamamı 7-11 yaş arası çocukların ortaya çıktığı ve bu yaş grubu çocukların mekansal bağlantı şekli olarak teknolojik programlarının 12-14 yaş arası çocuklardan daha fazla sıklıkla tercih edildiği gözlemlenmiştir. Cinsiyet ve mekansal bağlantıların değişikliklerinde, onun hangi bir anlamlılık gözlemlenmemiştir. Yaş aralığı ve mekanik bağlantıların gelişmelerinde teknolojik gelişmeler dışında hangi bir anlamlılık gözlemlenmemiştir. Yaş aralığı ve teknolojik katılımcıların gelişmeler arasındaki dağılım 'neredeyse anlamlı' olarak değerlendirilebilir. Bu şekilde, 12-14 yaş aralığındaki çocuklar, hasta yaştakilerin mekansal dağılım şekli olarak teknolojik gelişim düzenleri, 7-11 yaş aralığındaki çocuklara göre daha fazla tercih edilebilecekleri sonuçlara varılabilir. İkinci aşamanın (hayal edilen durum) sonuçları, sosyal birleştirme elemanlarının çizdikleri resimlerde en sık görülen mekansal dağılım şekli olarak gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra, mekansal baklanma şekli olarak öz kimlik ve mahremiyet oranlarının performansı her iki cinsiyet için de benzerdir. Mekansal bağlantı şekli olarak teknolojik sistemlerin performansında erkek bakımlarının baskınlığı söz konusudur. 7-12 yaş aralığındaki parçalar mekansal bağlantı yöntemi olarak mahremiyet ve teknolojik özellikler içeren sıklıkları kullanma, 7-11 yaş aralığındaki özelliklerine göre parçalara dikkat çekicidir. Hayal edilen bozulma değişkenleri olan cinsiyet ve mekansal bağlantıların ayrıntılarında, hangi bir anlamlılık gözlemlenmemiştir. Bunun yanında, hayal edilen programların değişkenleri olan yaş aralığı ve mekansal bağlantıların ayrıntılarında her hangi bir anlamlılık gözlemlenmemiştir. Gelecekteki işlemlerle ilgili olarak, bu tezden elde edilen sonuçlar göstermektedir ki, yetişkinlerin cinsiyeti ve yaş aralığına bağlı mekansal bağlantı özelliklerine olanak sağlayan iç mimari tasarım geliştirilebilir. Herkesin öz kimliği, mahremiyet, sosyal bağlanma ve teknolojik koşullara ilişkin özellikler kapsamında sunulabilecek bu esneklikle birlikte, çocukların kendi hasta odalarını kişiselleştirebilme olasılıkları aralığı. Bu durum da, tutulan hasta odalarının daha çocuk-merkezli olarak tasarlanmasına yönelik olarak rehberlik yapabilir.