Yazar
Tuncay Alpanda, Berna, Özen, İ. C., Bump, J. B.
Basım Tarihi
2022-11
Basım Yeri
-
Springer
Konu
Zorunlu göç, Sağlıkta kapasite geliştirme, Sağlıkta dayanıklılık, Sağlık sistemi, Sağlık hizmetlerinden yararlanma, Mülteciler
Tür
Süreli Yayın
Dil
İngilizce
Dijital
Evet
Yazma
Hayır
Kütüphane
Özyeğin Üniversitesi
Demirbaş Numarası
2198-1833
Kayıt Numarası
1313c40c-a79e-4af3-bbfa-884ddcb58086
Lokasyon
Ekonomi
Tarih
2022-11
Örnek Metin
Amaç: 2011 yılından bu yana Suriye'de yaşanan çatışmalar, başta komşu ülkeler olmak üzere 5,6 milyon mültecinin göçüne yol açmıştır. 2019 yılının başında 3,5 milyondan fazla insan güvenlik amacıyla Türkiye'ye taşınmıştı, bu da Türkiye'nin bu mültecilerin çoğunluğuna ev sahipliği yaptığı anlamına geliyor. Bugün bunların çoğu kentsel ve kentsel çevredeki yerlere yerleşmiş durumda. Bu nüfusların sağlık hizmetlerinin büyük bir kısmı taşınmadan önce kesilmiş, önemli bir nüfus korunmasız ve yetersiz hizmetle karşı karşıya kalmıştı. Türk sağlık sistemi, bu kesimlerin sağlık hizmetlerinden, özellikle de birinci ve ikinci basamaktaki kamu sağlık hizmetlerinden yararlanmaları için maliyetsiz bir yol sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı, 2011 yılında başlayan Suriyeli akınının bir sonucu olarak ortaya çıkan sağlık şokunun boyutunu ve coğrafyasını belirlemekti. Mülteci entegrasyonunun ortaya çıkan sağlık etkileri ve sağlık sisteminin dayanıklılığı da değerlendiriliyor. Konu ve yöntemler: 2012-2014 yılları arasında Suriyeli nüfusa yönelik devlet hastanelerinde birinci ve ikinci sağlık düzeyinde verilen tıbbi tedaviyi araştırdık. 7.211.342'si ortaöğretim düzeyinde gerçekleşen ve toplam başvuruların %70'inden fazlasını temsil eden 10.444.290 sağlık ziyareti vakasını araştırdık. Sağlık sisteminin Suriye nüfusu için genel kapsamının %64 olduğu ve aynı dönemde Suriyeli mülteciler arasında 115.000 canlı doğumun meydana geldiği tahmin edilmektedir. Sonuçlar: Suriyeli mültecilerin akınından bu yana, Türk sağlık sisteminin Suriye sınırına en yakın olan bölgesel kesiminde ciddi bir şok yaşandı. Suriyeli mülteciler açısından bakıldığında, sağlık sisteminde kayda değer bir aşırı kalabalıklaşma veya kalite düşüşü gözlemlenmedi. Bu nüfusun kendine özgü hassasiyetleri ve erişim gelişimi ön plana çıktığı için Suriyeli mültecilerin sağlık talebinin Türkiye ortalamasından farklı olduğu gözlemlendi. Ancak, acil ihtiyaçların zamanla daha rutin sağlık gereksinimlerine dönüşmesiyle sağlık talebinde önemli bir yakınlaşma gözlendi. Sonuç: Suriye entegrasyonundan sonra Türk sağlık sistemine ilişkin bu ilk araştırma, özellikle sistemin en ciddi şekilde test edildiği bölgelerde ciddi bir dayanıklılık gösterildiğinin altını çiziyor.
DOI
10.1007/s10389-022-01697-0
Cilt
30